Medya

Clickbait’in anatomisi: Eleştirdiğiniz haberlerin arkasındaki hayatta kalma savaşı! Biz bu başlıkları keyfimizden mi atıyoruz? Buyrun editör masasına

19 Temmuz 2026
Clickbait’in anatomisi: Eleştirdiğiniz haberlerin arkasındaki hayatta kalma savaşı! Biz bu başlıkları keyfimizden mi atıyoruz? Buyrun editör masasına

Tamamen bu sektörün mutfağından gelen, oranın tozunu yutmuş bir gazeteci olarak tamamen öznel ama bir o kadar da somut bir gerçeği masaya yatırmak istiyorum. Çünkü artık haber merkezlerinden uzak, fildişi kulelerden yapılan o hoyrat eleştirilere karşı bir çift söz söylemenin, içeride neler yaşandığını samimiyetle anlatmanın vakti geldi de geçiyor.

Bugün ne zaman medyaya dair bir tartışma açılsa, konu dönüp dolaşıp gazeteciliğin kalitesizleşmesine, nitelik kaybına geliyor. Sosyal medyada, panellerde, akademik makalelerde bir koro halinde aynı haklı şikayet: "Bu başlıklar ne böyle? Haber okuyamıyoruz, her yer clickbait, asıl bilgi haberin en altında!"

Sırf merak uyandırıp o tıklamayı alabilmek için içi boşaltılan, abartılan ya da okuyucuyu tabiri caizse bir tık tuzağına çeken bu clickbait haberciliği, hepimizin ortak derdi... Evet, haklısınız. Bu başlıklar da bu içerik tasarımları da ne doğru ne de etik. Bunu zaten mesleğini gerçekten gazetecilik yapma arzusuyla sürdüren hiçbir editör, hiçbir muhabir isteyerek, bayılarak yazmıyor. Onlar da bu durumdan hiç memnun değil. Peki, o zaman neden yapıyorlar?

Çünkü mecburlar... 

GOOGLE GÜNCELLEMELERİYLE YATIP KALKMAK

Bugün haber merkezlerinde, özellikle de işin son halinin verilip yayına alındığı o editör masalarında öyle bir düzen kuruldu ki; her şey alacağınız reklama, tıklanmaya, gösterime ve doğrudan Google’ın iki dudağının arasına bağlı. Bir editör artık Türkiye’nin her an değişen o yoğun gündeminden çok, Google’ın algoritma güncellemelerini takip eder oldu.

Neden mi? Çünkü çok iyi biliyor ki, o sitenin tıklanma oranları düştüğü an, bu durum işveren için işsizlik kapısının anahtarı olacak. Böyle bir ekonomik cenderede, kimse geçim derdine düşmeden, ay sonunu nasıl getireceğini düşünmeden idealist haberler yazamıyor. Bu, maalesef çok somut ve can acıtıcı bir gerçeklik.

Dolayısıyla, "Medya nereye gidiyor?" demeden önce, o haber merkezlerindeki editörlerin her gün nelerle mücadele ettiğini, nelere ve neden "evet" demek zorunda kaldıklarını pas geçmemek gerekiyor. Bunu anlamadan yapılan her eleştiri, bir ütopya fikrinde mantıklı görünse de gerçekliğin zeminine maalesef oturmuyor.

HEP AYNI YÜZLER VE ÖZNESİZ ÇÖZÜMÜ ARAMAK!

İşin bir diğer düşündürücü boyutu ise gazetecilik adına, mesleğin geleceğine yönelik düzenlenen o havalı etkinlikler, paneller ve zirveler. Bakıyorsunuz, konuşmacı koltuklarında hep aynı isimler, hep aynı tanıdık yüzler... Haber merkezinde çalışmayan ya da o masalarda uzun yıllar önce çalışmış kişiler, gazeteciliğin nasıl kurtulacağına dair büyük cümleler kuruyorlar.

Peki, bu konuşmacılar neden medyanın gerçek öznelerinden, yani bugün aktif olarak o haber merkezlerinde binbir türlü baskı ve mobbinge maruz bırakılan editörlerden seçilmiyor? En güncel, en somut bilgiyi verecek; çözüme en büyük katkıyı sorunun tam da içinden yapacak olan insanlar onlar değil mi?

Naçizane, konuşmacı olarak davet edildiğim etkinliklerde haber merkezlerinde bir günde neler yapıldığına dair deneyimlerimi paylaştığımda genelde salondan hep aynı geri dönüşleri alıyorum:

"Aaa, böyle bir şey mi varmış? Bu başlıklar bu yüzden mi atılıyormuş? Bizim bundan hiç haberimiz yoktu. Öyle bir düzenleme mi gelmiş? Herhangi bir haber sitesindeki haber bu koşullar altında mı yazılıyormuş?"

Bu geri dönüşlerin sebebi çok basit: Çünkü sektörün geleceğini tartışırken, o geleceği haberin mutfağında inşa eden, her ay/her yıl değişen binlerce baskıya göğüs geren insanları dinlenmiyor. Konuşan çok ama konuşanlar maalesef haber merkezinin gerçek özneleri değil.

Artık biraz da konunun bu kısmını konuşmak gerektiğini düşünüyorum. Gazetecilik adına yapılan her bir etkinlik, atılan her bir adım ya da söylenen her bir söz elbette çok kıymetli fakat artık biraz eksik kalmıyor mu? Editör masalarındaki o devasa yapısal ve ekonomik baskıyı anlamadığımız, sorunu içeridekilerle birlikte çözmeye çalışmadığımız sürece bu kısır döngüden çıkamayacağız gibi duruyor. 

* Bu yazı clickbait başlıkları, kalitesiz haberleri savunmuyor. Sadece editörlerin maruz bırakıldıklarını sorgulamaya açıyor.

** Haberdeki görseller Türkiye Gazeteciler Sendikası İzmir Şubesi'nin 2024 yılında yaptığı bir basın açıklamasından alınmıştır. Görseller İzGazete'ye aittir.

*** Bir haber merkezinin gerçek bir gününü ayrıntılı dinlemek isteyenler varsa anlatmak için sabırsızlanıyorum. Sosyal medya hesaplarımdan ulaşabilirsiniz.

Etiketler: Medya

Yorumlar (4)

N
Naime 22 saat önce

Umarım birgün gerçekleri korkusuzca yazabilen gelecek kaygısı taşımayan ve mobinge maruz kalmayan idealist gazeteciler yine olacaktır paylaşımınız için teşekkürler

C
Ceren 22 saat önce

Özellikle ana akım medya bu tür haberciliği yapıyor. Çünkü çoğu insanın birincil olarak habere ulaşmak istediği siteler bunlarken, bu sitelerin böyle haberlere başvuruyor olması insanın gerçek bilgiye ulaşmasını da engelliyor. Bunlara gerek kalmadan haberlerin okunması, doğru bilgiye ulaşmak hem bu mesleği yapan kişilere hem de okuyucuya kolaylık olsaydı keşke.. yazınız için teşekkürler kaleminize sağlık

K
Kardelen 22 saat önce

Gazeteciliğin bu yönü pek anlatılmak istenmese de anlattığınız için teşekkürler. Bir haber merkezinin "gerçek" bir gününü de kesinlikle dinlemek isterim.

R
Ramazan 23 saat önce

Hayatımızın her alanına giren, bilgi kirliliğinin önünü açan, amaçsız kimliksiz, kişiliksiz insan tipi her sektörde kendini gösteriyor. Ayrıca yazının sonunda ne diyor diyerek son satıra giden hız merakı kalitesiz okuyucu tipiyle destekleniyor. Kalemine sağlık.

Yorum Yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacaktır.

Bültenime Abone Olun

En son haberler ve yazılarımdan haberdar olun