Kültür&Bellek

Sessizliğe gömülen hafıza: Saint-Joseph Fransız Yetimhanesi’nin üzerine dökülen toprak

4 Ağustos 2026
Sessizliğe gömülen hafıza: Saint-Joseph Fransız Yetimhanesi’nin üzerine dökülen toprak

İstanbul’un kalbinde, Tophane sırtlarında zamana meydan okumaya çalışan bir hafıza mekânı yükselir: Saint-Joseph Fransız Yetimhanesi. Önünden binlerce insanın geçip gittiği, Boğaz’a nazır konumuyla iştah kabartan bu asırlık yapı, bugün sadece taş duvarlardan ibaret değil; kentsel rantın, hafıza kırımlarının ve mülkiyet kavgalarının tam ortasında duran toplumsal bir bellek enkazıdır.

Şehrin siluetine bakıp "Biz neleri kaybediyoruz?" diye soruyorsanız, gelin bu asırlık hafıza merkezinin fermanlarla başlayan, yetim sesleriyle şenlenen ve nihayetinde üzerine toprak dökülen tarihi kalıntılarla gömülmek istenen hikâyesine yakından bakalım.

FERMANLA DOĞAN BİR YUVA: BİLİNMEYENLERİYLE YETİMHANENİN TARİHİ

19. yüzyılın ortaları, Osmanlı İmparatorluğu’nun modernleşme sancıları çektiği ve payitahtta yabancı misyonların kültürel, eğitsel ve sosyal izler bıraktığı bir dönemdi. Sultan Abdülaziz Han, 1868 yılında bizzat kendi imzaladığı fermanla Tophane’deki bu araziyi ve üzerindeki binaları Fransız fakirlerini koruma derneği olan Filles de la Charité (Şefkat Rahibeleri) cemiyetine verdi. Amaç kutsaldı: Kimsesiz çocuklara, yetimlere bir yuva sunmak.

1870 yılında patlak veren büyük Beyoğlu yangınında hasar gören ahşap binaların yerine, Fransız mimar Aleksandr Vallaury’nin de dokunuşlarıyla bugünkü görkemli taş bina inşa edildi. Saint-Joseph Fransız Yetimhanesi, uzun yıllar boyunca zanaat öğrenen, hayata tutunmaya çalışan yüzlerce yetimin sesleriyle yankılandı. Ancak binanın kaderi, sadece çocuk sesleriyle değil, savaşın ve diplomasinin soğuk yüzüyle de şekillenecekti.

Birinci Dünya Savaşı patlak verdiğinde Osmanlı hükümeti binaya el koyarak burayı askeri hastane ve kışla olarak kullandı. Savaşın ardından rahibelere geri verilse de, zamanın ruhu değişmiş, yetimhane işlevini yavaş yavaş yitirmişti. Cumhuriyet döneminde bir süre Fransız zanaat okulu olarak hizmet veren mekân, sonraki yıllarda kaderine terk edilerek adeta sessiz bir uykuya daldı.

DİPLOMATİK KRİZLERDEN İŞGALLERE

Yetimhanenin modern zamanlardaki trajedisi, sessizliğini bozacak cinsten bir mülkiyet savaşıyla başladı. Bina, Fransa Cumhuriyeti’nin mülkiyetinde, Şefkat Rahibeleri Cemiyeti'nin yönetimindeydi. Türkiye ile Fransa arasında 1926-1934 yılları arasında yapılan ikili anlaşmalarla (özellikle 1932 yılındaki Paris Anlaşması) bu nevi binaların statüsü koruma altına alınmıştı. Ancak 2020’li yıllara gelindiğinde, Beyoğlu’nun tam merkezindeki bu devasa tarihi alan, yerel yönetimin radarına girdi ve süreç tam anlamıyla bir "kültürel dönüştürme" kılıfıyla yürütülen el koyma operasyonuna dönüştü.

* Nisan 2022: Kapıların Kırılması ve İlk İşgal: Diplomatik Muafiyetlerin Çiğnenmesi.

Takvimler 2022’nin Nisan ayını gösterdiğinde Beyoğlu Belediyesi ekipleri, Fransa Başkonsolosluğu’nun itirazlarına ve diplomatik muafiyet tartışmalarına kulak asmayarak yetimhanenin kapılarını kırarak içeri girdi. Belediye, binanın "metruk ve tehlikeli" olduğunu, güvenlik gerekçesiyle tahliye ve restorasyon çalışması başlatılacağını iddia ediyordu. Fransa tarafı ise bunun uluslararası hukuka ve ikili anlaşmalara aykırı bir işgal olduğunu açıkça ilan etti.

* Ağustos 2022: Bürokrasi Eliyle Resmiyet Kazandırma: Hazineye Devir ve Tahsis.

Yaşanan diplomatik krizin ardından Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı devreye girdi. Bina ve arazisi, sessiz sedasız hazineye devredildi ve ardından Beyoğlu Belediyesi’ne tahsis edildi. Osmanlı fermanıyla verilen, uluslararası anlaşmalarla korunan mülkiyet hakkı, tek bir bürokratik hamleyle buharlaştırılmış oldu.

* Aralık 2022: Kartonpiyer Müzesi'nin Boşaltılması: Atölye Tahliyesi ve Sökümler.

Binayı onlarca yıldır atölye ve "Kartonpiyer Müzesi" olarak işleten zanaatkar Cemal Cinbiz'in kiracılık hakkı yok sayıldı. Belediye ekipleri mahkeme kararlarını beklemeden içeri girip asırlık kartonpiyer kalıplarına ve atölye malzemelerine el koydu; yetimhane döneminden kalma sera ve demir aksamlar söküldü.

* Ocak 2023: Kazı Skandalı ve Hafıza Karartma: Çinilerin Üzerine Dökülen Toprak.

Belediyenin alanda yürüttüğü çalışmalar sırasında, iş makineleri bahçeyi kazarken toprağın altından yetimhane dönemine ait tarihi merdivenler, dehlizler ve nadide çini parçaları gün yüzüne çıktı. Arkeolojik bir inceleme başlatılması gerekirken şok edici bir adım atıldı: Ortaya çıkan tarihi çinilerin ve salon kalıntılarının üzeri, dozerlerle taşınan toprak ve betonla apar topar yeniden kapatıldı.

* Ağustos - Kasım 2023: Yargının 'Dur' Kararları: Mahkeme İptalleri ve İtirazlar.

Yargı makamları belediyenin el koyma ve tahliye işlemlerine peş peşe fren bastı. İstanbul 12. İdare Mahkemesi ve ardından İstanbul Bölge İdare Mahkemesi 4. İdari Dava Dairesi, belediyenin müdahalesini ve tahliyelerini hukuka aykırı buldu. Fransa Hükümeti de diplomatik kanal üzerinden idari yargıya başvurarak müdahalelerin iptalini istedi.

* Günümüz ve Son Durum: İçi Boş, Bahçesi İşletme: Kafe ve Sosyal Tesis Kullanımı.

Açılan davalara, iptal kararlarına ve uluslararası diplomatik krizlere rağmen alan üzerindeki belediye fiili hakimiyetini sürdürdü. Ana bina kapalı ve metruk biçimde boş tutulurken, üzeri kapatılan tarihi kalıntıların yer aldığı 5 bin metrekareyi aşkın meyve bahçesi peyzaj düzenlemesi adı altında dönüştürülerek "Tophane Mekân" adıyla Beyoğlu Belediyesi'ne bağlı ticari/sosyal bir kafe işletmesi haline getirildi.

ELEŞTİREL BİR BAKIŞ: HAFIZA KIRIMI VE RANT KUŞATMASI

Bugün Saint-Joseph Fransız Yetimhanesi’nin başına gelenler, ne hukuki tekniklerle ne de "kamu yararı" söylemleriyle açıklanabilir. Karşımızda duran tablo, tam anlamıyla bir toplumsal bellek kırımıdır.

Bir şehri şehir yapan, sadece onun modern beton blokları veya "restore" adı altında kimliksizleştirilen binaları değildir; o binaların yaşanmışlıkları, azınlık mirası, yetim çocukların geride bıraktığı gölgeleridir. Hukukun arkasından dolanarak, diplomatik krizleri göze alarak asırlık bir mekâna el koymak, içindeki asırlık zanaat mirasını kapı dışarı etmek ve ardından toprağın altından fışkıran tarihi kalıntıları dozerlerle apar topar gömüp üzerine çay bahçesi kurmak, bu şehrin çok kültürlü hafızasına ihanet etmek demektir.

Tartışmalar hala sıcaklığını koruyor: Bir tarafta uluslararası hukuku, mülkiyet hakkını ve kent hakkını savunanlar, diğer tarafta ise "kamusal alan açıyoruz" maskesi altında hafızayı tektipleştirmeye ve mülksüzleştirmeye çalışan bir idare. Saint-Joseph Fransız Yetimhanesi, Tophane sırtlarında sadece ayakta kalmaya çalışmıyor; bize neyi, nasıl unuttuğumuzu ve kentsel rant hırsının neleri yutabileceğini açıkça fısıldıyor. Ve biz biliyoruz ki, üzeri toprakla kapatılan sadece çiniler değil, bu şehrin ortak geçmişi ve geleceğidir.

Etiketler: Kültür&Bellek

Yorumlar (4)

A
Ali 1 hafta önce

Bilinmeyenleri yazdığın ve bilgilenme açısından önemli teşekkürler.

B
Bertuğ 1 hafta önce

Yazılarınız çok iyi bi kent belleği oluşturuyr. Elinze sağlık

N
Naime 1 hafta önce

Güzel bir yazı olmuş teşekkürler umarım böyle tarihi yapılar rant kurbanı olmaktan kurtulur gereken değer verilir

M
Murad 1 hafta önce

Anlatı, fotoğraflar çok güzel elinize sağlık okuması çok keyifliydi. Geçen sene gitmiştim buraya ve yazdıklarınızı hafızama yazıp tekrar gideceğim.

Yorum Yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacaktır.

Bültenime Abone Olun

En son haberler ve yazılarımdan haberdar olun