İstanbul’un kalbinde, Tophane sırtlarında zamana meydan okumaya çalışan bir hafıza mekânı yükselir: Saint-Joseph Fransız Yetimhanesi. Önünden binlerce insanın geçip gittiği, Boğaz’a nazır konumuyla iştah kabartan bu asırlık yapı, bugün sadece taş duvarlardan ibaret değil; kentsel rantın, hafıza kırımlarının ve mülkiyet kavgalarının tam ortasında duran toplumsal bir bellek enkazıdır.
Şehrin siluetine bakıp "Biz neleri kaybediyoruz?" diye soruyorsanız, gelin bu asırlık hafıza merkezinin fermanlarla başlayan, yetim sesleriyle şenlenen ve nihayetinde üzerine toprak dökülen tarihi kalıntılarla gömülmek istenen hikâyesine yakından bakalım.

FERMANLA DOĞAN BİR YUVA: BİLİNMEYENLERİYLE YETİMHANENİN TARİHİ
19. yüzyılın ortaları, Osmanlı İmparatorluğu’nun modernleşme sancıları çektiği ve payitahtta yabancı misyonların kültürel, eğitsel ve sosyal izler bıraktığı bir dönemdi. Sultan Abdülaziz Han, 1868 yılında bizzat kendi imzaladığı fermanla Tophane’deki bu araziyi ve üzerindeki binaları Fransız fakirlerini koruma derneği olan Filles de la Charité (Şefkat Rahibeleri) cemiyetine verdi. Amaç kutsaldı: Kimsesiz çocuklara, yetimlere bir yuva sunmak.
1870 yılında patlak veren büyük Beyoğlu yangınında hasar gören ahşap binaların yerine, Fransız mimar Aleksandr Vallaury’nin de dokunuşlarıyla bugünkü görkemli taş bina inşa edildi. Saint-Joseph Fransız Yetimhanesi, uzun yıllar boyunca zanaat öğrenen, hayata tutunmaya çalışan yüzlerce yetimin sesleriyle yankılandı. Ancak binanın kaderi, sadece çocuk sesleriyle değil, savaşın ve diplomasinin soğuk yüzüyle de şekillenecekti.
Birinci Dünya Savaşı patlak verdiğinde Osmanlı hükümeti binaya el koyarak burayı askeri hastane ve kışla olarak kullandı. Savaşın ardından rahibelere geri verilse de, zamanın ruhu değişmiş, yetimhane işlevini yavaş yavaş yitirmişti. Cumhuriyet döneminde bir süre Fransız zanaat okulu olarak hizmet veren mekân, sonraki yıllarda kaderine terk edilerek adeta sessiz bir uykuya daldı.

DİPLOMATİK KRİZLERDEN İŞGALLERE
Yetimhanenin modern zamanlardaki trajedisi, sessizliğini bozacak cinsten bir mülkiyet savaşıyla başladı. Bina, Fransa Cumhuriyeti’nin mülkiyetinde, Şefkat Rahibeleri Cemiyeti'nin yönetimindeydi. Türkiye ile Fransa arasında 1926-1934 yılları arasında yapılan ikili anlaşmalarla (özellikle 1932 yılındaki Paris Anlaşması) bu nevi binaların statüsü koruma altına alınmıştı. Ancak 2020’li yıllara gelindiğinde, Beyoğlu’nun tam merkezindeki bu devasa tarihi alan, yerel yönetimin radarına girdi ve süreç tam anlamıyla bir "kültürel dönüştürme" kılıfıyla yürütülen el koyma operasyonuna dönüştü.
ELEŞTİREL BİR BAKIŞ: HAFIZA KIRIMI VE RANT KUŞATMASI
Bugün Saint-Joseph Fransız Yetimhanesi’nin başına gelenler, ne hukuki tekniklerle ne de "kamu yararı" söylemleriyle açıklanabilir. Karşımızda duran tablo, tam anlamıyla bir toplumsal bellek kırımıdır.
Bir şehri şehir yapan, sadece onun modern beton blokları veya "restore" adı altında kimliksizleştirilen binaları değildir; o binaların yaşanmışlıkları, azınlık mirası, yetim çocukların geride bıraktığı gölgeleridir. Hukukun arkasından dolanarak, diplomatik krizleri göze alarak asırlık bir mekâna el koymak, içindeki asırlık zanaat mirasını kapı dışarı etmek ve ardından toprağın altından fışkıran tarihi kalıntıları dozerlerle apar topar gömüp üzerine çay bahçesi kurmak, bu şehrin çok kültürlü hafızasına ihanet etmek demektir.

Tartışmalar hala sıcaklığını koruyor: Bir tarafta uluslararası hukuku, mülkiyet hakkını ve kent hakkını savunanlar, diğer tarafta ise "kamusal alan açıyoruz" maskesi altında hafızayı tektipleştirmeye ve mülksüzleştirmeye çalışan bir idare. Saint-Joseph Fransız Yetimhanesi, Tophane sırtlarında sadece ayakta kalmaya çalışmıyor; bize neyi, nasıl unuttuğumuzu ve kentsel rant hırsının neleri yutabileceğini açıkça fısıldıyor. Ve biz biliyoruz ki, üzeri toprakla kapatılan sadece çiniler değil, bu şehrin ortak geçmişi ve geleceğidir.



Bilinmeyenleri yazdığın ve bilgilenme açısından önemli teşekkürler.
Yazılarınız çok iyi bi kent belleği oluşturuyr. Elinze sağlık
Güzel bir yazı olmuş teşekkürler umarım böyle tarihi yapılar rant kurbanı olmaktan kurtulur gereken değer verilir
Anlatı, fotoğraflar çok güzel elinize sağlık okuması çok keyifliydi. Geçen sene gitmiştim buraya ve yazdıklarınızı hafızama yazıp tekrar gideceğim.